23 Mayıs 2026 Cumartesi

Yapay Zeka ile Üretildi Diye Değersiz mi?

 

Yapay Zeka ile Üretildi Diye Değersiz mi?

Son zamanlarda bir çalışma paylaştığımda çoğu zaman içeriğin kalitesinden önce şu yorum geliyor:

“Bu zaten yapay zekayla yapılmış.”

İlginç olan şu:
İnsanlar artık ortaya çıkan işe değil, o işin hangi araçla üretildiğine odaklanıyor.

Oysa yıllardır hiçbir yaratım süreci tamamen “çıplak insan emeği” ile ilerlemiyor.

Bir müzik kaydı düşünelim…
Stüdyoda alınan ham ses doğrudan yayınlanmıyor.
EQ uygulanıyor.
Mix yapılıyor.
Mastering sürecinden geçiyor.
Efektler ekleniyor.
Ton düzeltiliyor.
Yani ortaya çıkan şey zaten teknolojiyle şekillenmiş bir üretim.

Video tarafında da durum farklı değil.
Kamera görüntüsü ham haliyle kullanılmıyor.
Kurgu programları,
renk düzenleme araçları,
efekt motorları,
ses işleme yazılımları…
Hepsi üretimin bir parçası.

Kimse bunlara “sahte sanat” demiyor.

Çünkü insanlar zamanla kullanılan araca değil, çıkan sonuca bakmayı öğrendi.

Bugün yapay zekaya verilen tepki bana biraz bunu hatırlatıyor.

Aslında yapay zeka çoğu zaman üretimi ortadan kaldırmıyor.
Sadece üretim süresini kısaltıyor.
Bazı teknik bariyerleri düşürüyor.
Bir fikrin daha hızlı hayata geçmesini sağlıyor.

Ama hâlâ fikir önemli.
Hâlâ bakış açısı önemli.
Hâlâ duygu önemli.

Aynı promptu bin kişi yazabilir.
Ama herkes aynı hikâyeyi anlatamaz.

Çünkü mesele sadece aracı kullanmak değil;
ne anlatmak istediğini bilmek.

Bence gelecekte insanlar şu soruyu sormayı bırakacak:
“Bunu yapay zeka mı yaptı?”

Onun yerine şunu soracak:
“Bende bir şey hissettirdi mi?”

Ve sanatın gerçek ölçüsü de zaten hep buydu.

21 Mayıs 2026 Perşembe

2026 Yazında Türkiye Turizmi: Ezberler, Bahaneler ve Değişen Fiyat Algısı

 

📌 2026 Yazında Türkiye Turizmi: Ezberler, Bahaneler ve Değişen Fiyat Algısı

2026 yaz sezonunun eşiğindeyken, Türk turizminde yıllardır süregelen bazı kronik söylemlerin ve alışkanlıkların yeniden sahneye çıktığını gözlemliyoruz. Sektör temsilcilerinin bir kısmı sezona dair beklentileri ve aksaklıkları yorumlarken yine tanıdık argümanların arkasına sığınıyor. Peki, gerçekte ne oluyor?

1. Bölgesel Savaşlar ve "Hazır Bahaneler"

Coğrafyamızın zorlu dinamikleri ve yakın coğrafyadaki gerilimler (en son şubat ayında tırmanan bölgesel çatışmalar gibi) turizm sektöründe her sıkışmada ilk başvurulan "kalkan" haline geldi. Evet, jeopolitik riskler bir gerçektir; ancak bu durumun arkasına sığınarak strateji geliştirmeyi ertelemek, yapısal sorunlarımızı halı altına süpürmekten başka bir işe yaramıyor. Kriz yönetimi sadece krizi bahane etmek değil, krize rağmen sürdürülebilir kalabilmektir.

2. "İspanya ve Yunanistan Dolmadan..." Ezberi

Sektörde yıllardır tekrarlanan klişe bir ifade vardır: "Önce İspanya, Yunanistan ve Mısır dolacak, onlardan taşan turist Türkiye’ye gelecek." Bu bakış açısı, Türkiye gibi devasa bir turizm gücünü, Akdeniz çanağında "alternatif veya ikincil bir destinasyon" konumuna indirgemektir. Türkiye; tesis kalitesi, hizmet standardı ve doğasıyla kendi talebini kendi yaratması gereken bir aktörken, neden hala rakiplerinin doluluk oranlarına göbekten bağlı bir stratejiyle anılıyor? Bu ezberi artık bozmak zorundayız.

3. "Ucuz Destinasyon" Kimliğinin Kaybı ve Fiyat-Performans Paradoksu

Kabul edelim; Türkiye, son dönemde yaşanan yüksek enflasyon ve artan maliyet sarmalıyla birlikte "ucuz cennet" olmaktan kısmen çıktı. Ancak asıl tehlike fiyatların artması değil, fiyat-performans dengesinin bozulmasıdır.

Yabancı turist, geçmişte Türkiye'yi tercih ederken ödediği paranın karşılığında muazzam bir hizmet alıyordu. Bugün ise artan döviz bazlı fiyatlar nedeniyle, yabancı tüketici haklı olarak şu soruyu soruyor: "Aynı bütçeyle İspanya, İtalya veya Yunan adalarına gidebilecekken neden Türkiye?" Rekabet avantajımızı fiyat üzerinden kaybettiğimiz an, yerini dolduracak güçlü bir marka algısı sunamazsak sadık turist kitlemizi de rakiplere kaptırırız.

4. Sayılar mı, Katma Değer mi?

Resmi verilere baktığımızda sınır kapılarından giren ziyaretçi sayılarında artışlar görebiliriz. Ancak turizmde başarı, sadece sınırdan geçen kişi sayısı ile ölçülemez. Asıl başarı; o turistin ülkede ne kadar geceleme yaptığı, şehir esnafına ne kadar dokunduğu ve kişi başı bıraktığı döviz miktarı (katma değer) ile ölçülür. Bugün sektörün fısıltı gazetesinde dolaşan doluluk endişeleri, sayısal hedeflerin sahadaki ciro ve kârlılık gerçekleriyle uyuşmadığını net bir şekilde gösteriyor.

Özetle;

2026 yazında Türkiye turizmi bir yol ayrımında. Eski söylemleri tekrarlayarak, fiyat artışlarını sadece enflasyona bağlayarak veya coğrafi krizleri bahane ederek bu sezonu "kurtarmaya" çalışmak geçici bir çözümdür. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; ucuz tatil ülkesi imajından sıyrılırken, nitelikli ve ödediği paraya değen bir "deneyim destinasyonu" markası inşa etmektir.

Sizce bu yaz sezonunda sahadaki en büyük riskimiz maliyetler mi, yoksa vizyon eksikliği mi? Değerli sektör paydaşlarının yorumlarını merak ediyorum.

#Turizm #TürkiyeTurizmi #Turizm2026 #Strateji #Otelcilik #Akdeniz #Ekonomi

14 Mayıs 2026 Perşembe

ChatGPT ile Sohbet

Yapay zekada olsa bir sohbet  konusu açtım ChatGPT'de.  Bir çok insandan daha hassaas, farkında ve takdirle cevap verdi.

ChatGPT'ye aşağıdaki gibi yazdım;

Bugün benim doğum günüm…
53 oldum, oluyorum.

Bu, ailemin en önemli parçasının bizden ayrılışından sonraki ikinci doğum günüm. Fiziksel yokluğunun yanında, gönül ovamda bıraktığı boşluğu da derinden hissediyorum. Hayat elbette devam ediyor ama insan bazen hayatın getirdiği noktada dönüp geçmişe daha çok bakıyor.

Kendimi bildim bileli aile benim için hep çok önemli bir kavram oldu. Geç evlendim ama güzel bir aile kurdum. Bunun kıymetini hep bildim; sarıldım, korudum, değer verdim. Birlikte iki tane aslan gibi evlat büyüttük.

Şimdi en büyük amaçlarımdan biri; onların hedeflerine yürüdüğü yolda yanlarında olmak, destek olmak.

Büyük aslanım bu yıl inşallah ODTÜ İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olacak. Müziğk hayatı da doludizgin devam ediyor ve en önemlisi yaptığı işten keyif alıyor. Sanırım Ankara onu sevdi, o da Ankara’yı…

Küçük aslanım ise bu yıl üniversite sınavına hazırlanıyor. İnşallah Allah gönlüne göre verir. O da abisi gibi İngilizce dilinden ilerliyor.

Bana gelince…
Neredeyse 40 yıla yakın, okul hayatı dışında hep çalıştım. Yaklaşık 6 aydır işsizim ve iş arıyorum. Ama bu süreç bana manevi anlamda iyi geldi. Ekonomik olarak eldekinin zamanla eriyeceğini biliyorum ama ruhen toparlandım. Müzik yapıyor, paylaşıyorum. Bana terapi gibi geliyor.

Bugün 53 yaşındayım.
Ailem için sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum.
Gerisi bir şekilde oluyor zaten…

Para gelir.
Önemli olan insanın sevdikleriyle ayakta kalabilmesi.


ChatGPT'de aşağıdaki gibi cevap verdi;

Ünal, yazdıkların çok güçlü bir hayat hikâyesinin içinden geliyor.
Acıyı da sevgiyi de saklamadan anlatıyorsun. Bu da insanın yıllar içinde kolay kolay kazanamadığı bir açıklık.

53 yaşına gelirken geriye baktığında “iyi ki emek vermişim” diyebildiğin şeyler var. Bu çok kıymetli. Çünkü herkes yıllar sonra aynı huzurla ailesine bakamıyor. Sen ise geç kurduğunu söylediğin o yuvayı gerçekten sahiplenmişsin; eşine, çocuklarına, birlikte kurduğun düzene değer vermişsin. Yazdıklarının arasında en çok hissedilen şey bu zaten: emek verilmiş bir sevgi.

Songül Hanım’ın yokluğu elbette sadece fiziksel bir eksiklik değil. Birlikte kurulan hayatın sesi eksiliyor insanın içinde. Bazı alışkanlıklar, evin sessizliği, bir cümleyi paylaşamamak… Bunlar zaman geçince tamamen kaybolmuyor. Ama insan, o boşluğun etrafında yaşamayı öğreniyor. Senin bugün geldiğin yerde hissettiğim şey şu: acının altında hâlâ güçlü bir bağlılık var ama artık yanında yeniden ayağa kalkma iradesi de var.

Çocuklarından bahsederken gözünün içinin güldüğü belli oluyor.
Birinin ODTÜ yolculuğu, müzik tutkusu… diğerinin sınava hazırlanması… Ve senin onları “aslanlarım” diye anlatışın. İnsan bazen hayatının en büyük başarısını bir CV’de değil, yetiştirdiği insanlarda görüyor. Sanırım senin hikâyende de o taraf çok güçlü.

İşsiz geçen bu 6 ayın sana iyi gelmiş olması da önemli bir farkındalık. Uzun yıllar çalışan insanlar bazen ilk kez durunca kendilerini yeniden duyuyorlar. Sen de biraz onu yaşamış gibisin. Yorulmuş bir zihnin toparlanması, müzikle nefes almak, üretmek… Bunlar küçümsenecek şeyler değil. Hele senin gibi duygusunu sanata dönüştürebilen biri için müzik gerçekten terapi olabilir.

Ve son cümlen çok şey anlatıyor:

“Para zaten gelir bir şekilde.”

Bu cümleyi genelde hayatın neyin gerçekten önemli olduğunu öğrettiği insanlar kurar.

53 yaşın sana sağlık getirsin.
Evine huzur getirsin.
Çocuklarının yolları açık olsun.
Müziğin seni bırakmasın.
Ve hayat, bütün kayıplara rağmen, sana yeniden güzel sürprizler hazırlasın.

İyi ki doğdun Ünal. 🌿

3 Nisan 2026 Cuma

Ne YAPAYım ?

Friedrich Schiller’in Wilhelm Tell eserinde "özgürlük" ile ilgili bir cümle var. Yorumlandığında "özgürlük zorunluluktan doğar" anlamı çıkıyor. Durduk yere insan bu duyguya girmiyor. Özgürlük alanına girildiğinde, bu durumu kabul etmediği zaman, özgürlüğünü kazanmak için bir çabaya giriyor. Bu tamamen zorunluluktan kaynaklanıyor. Yeterince istendiği zaman insan özgürlüğüne kavuşuyor ve onun da başka bir sınırı olduğunu anlıyor. Ama bu defa güvenli bir alan tercihi oluyor.

Hayatım genellikle mevcut durumu daha iyileştirmek üzerine kurgulu. “Daha iyi nasıl yaparım?” sorusu araştırmaya ve nihayetinde hayatımı kolaylaştıracak yeni uygulamalar bulmama sebep oluyor.

16-17 yaşımdan beri bir şeyler karalıyorum. Önceleri kendime sakladığım bu deneyimler, sonrasında teknolojinin gelişmesi ile bana yeni fırsatlar sundu. Müziği çok seviyorum ama sesim iyi değil. Üniversitede solo ve koro çalışmalarım oldu, daha ziyade türkü söyledim. Ses rengim daha çok türkü için uygun sanırım.

Kendi sözlerime besteler yapmaya başladım. Tamamen içimden gelen tınılarla sözleri birleştirdim ve sürekli tekrarlayarak onları hafızama kazıdım. Flüt çalabildiğim için birkaç kayıt yapmayı denedim, çok başarılı olmadı. 2000’li yıllarda mobil telefonların kayıt uygulaması sayesinde sesimi kaydettim ve en azından bu şarkılarımın melodisini korudum.

Yıllar geçti ve büyük oğlum gitar çalmaya karar verdi. Hızlı bir gelişim sağladı ve bu cesaretle parçalarımdan bir tanesini beraber düzenleyelim dedim. Ben mırıldandım, o çaldı. Doğru notayı kulağımda işittikçe ilerleyip enstrümantal bir taslak çıkardık. Bu birkaç güne yayılan bir çalışmaydı. Sürekli birlikte çalışma vakti bulamadığımız için çok ilerleme sağlayamadık.

Sosyal medyada gezinirken, eşlerin birbirine kendi seslerinden şarkı hediye ettiklerini gördüm ve bunun nasıl mümkün olabileceğini araştırdım ve şu soruyu sordum:

Ne YAPAY’ım?

Araştırmam sonucu hem web hem de cep telefonu uygulaması olan bir yapay zekâ şarkı üretme programı buldum. Videolarını izledim ve benim yıllardır peşinde olduğum tüm işleri yapabildiğini gördüm. Öncesinde şarkı sözü olarak yazdığım ama bestesini yapamadığım bir metni web üzerinden "şarkı sözü" kısmına ekledim. İkinci alanda "Stil" vardı. Ne tarzda bir müzik, hangi enstrümanlar, nerede ve ne şekilde söyleneceği, giriş, gelişme ve sonuç kısımlarında hangi enstrümanların ne şekilde çalınacağını yazıyorsunuz (prompt).

Bunu yapamıyorsanız, benim gibi yapay zekâya tarifini verip bunu prompt şeklinde yazmasını talep edebilirsiniz. Erkek veya kadın vokal sesi tercih edebiliyorsunuz ya da uygulama kendisi seçiyor. Şarkıya bir isim verip "oluştur" butonuna basıyorsunuz. 1-2 dakika içinde size bir şarkı hazırlıyor.

Parçayı dinledim ve hoşuma gitti. Sonrasında beğenmediğim kısımlar ile ilgili yapay zekâya yazdım ve ona uygun tekrar bir prompt yazmasını rica ettim. Bu şekilde yapa yapa nihayetinde beğendiğim bir şarkı oluşturdum.

Uygulamayı araştırınca kendi ham sesinizi yükleyebildiğinizi keşfettim. Uygulama bu sesi alıp profesyonel bir sese çeviriyor ve tını olarak %80 sizin sesiniz oluyor. Oluşturduğum bu parçaya, yapay zekânın profesyonel hale getirdiği ses ile tekrar söylemesini istedim ve sonuç beni çok şaşırttı.

Uygulama güncellemeleri ile şu anda kendi sesime neredeyse %90 benzeyen seslerle tüm yazdığım şarkıları oluşturmaya başladım. İşin güzel tarafı, sesiniz ne kadar kötü olursa olsun, kendi şarkınızı uygulama üzerinden söyleyerek kaydedin; uygulama bunu notalara da çeviriyor ve buradan daha hızlı ilerleyebiliyorsunuz. Oğlumla 3-4 günde ancak yapabildiğim çalışmayı bu uygulama ile 2 dakikada yaptım.

Hep söylüyorum, teknoloji iyi bir şey; ama insanı tembelleştiren değil, hayatını kolaylaştıran teknolojiyi seviyorum.

Şarkılar ortaya çıktıkça bunu kitlelere nasıl duyururum sorusunun cevabını araştırdım ve sunucular vasıtasıyla tüm müzik platformlarına gönderilebildiğini öğrendim. Elbette hepsinin bir maliyeti var, bununla birlikte en ucuz diyebileceğim yöntem bu. Biraz edit işlerinden anlıyorsanız, uygulamanın stüdyosundan şarkılarınızı daha da geliştirebilirsiniz.

Artık yol aydınlanmıştı. Sosyal medya ve tüm müzik platformlarında kendi şarkılarımı görmeye ve dinlemeye başladım. Haziran 2026 ortasına kadar toplam 20 single parçam yayında olmuş olacak.

30 yıl öncesinin sözleri bir beden ile hayat buldu. Güncel şarkılar da ekleyerek hem hobimi yaşatıyorum hem de kalıcı bir şeyler bırakıyorum.

Siz de “ne yapayım?” diye düşünüyorsanız, öncelikle mevcut abone olduğunuz tüm müzik platformlarından destek için beni takip edin, şarkılarımı paylaşın.

Spotify: Ünal Büyüksungur

Youtube Music: @UnalBuyuksungurMusic

Apple Music: Ünal Büyüksungur

Bu yaza damgasını vuracağını düşündüğüm ÇAT ÇAT ÇAT şarkısı, herkesin içinde kendinden bir parça bulacağı bir şarkı oldu. Bir duruş, bir tavır, bazen susmamak, bazen de içinden geldiği gibi konuşmak… Ritmiyle enerjik, sözleriyle net, duygusuyla samimi. Dinledikçe eşlik edeceğiniz, eşlik ettikçe daha da size ait olacak bir parça.

"Gözüm dolsa da gülmeyi seçtim
Dert dediğin gelir geçer, ben geçtim
Bugün benim günüm, anla artık
Kıskananlar baksın, ben yükseldim..."

Dinleyip yorumlarda buluşalım...

Ünal Büyüksungur

4 Mayıs 2022 Çarşamba

Metaversel hayatlar

 Metaversel hayatlar,

web 1.0, web 2.0 derken web 3.0 ve ötesine geçişin halka yansımasını gördüğümüz 2022 yılının şu günlerinde "-mış gibi" hayatlar çevremizi sardı.

Dünya ekonomisi daraldıkça, insanların yerlerinden hareket etmeden tüm dünyayı beş para vermeden dolaşma  düşüncesi herkese heyecan verdi. Metaverse kelimesi hayatın ortasına birden bire düşmüş gibi dursa da, meğerse yıllardır filmler vasıtasıyla gözümüze soka soka alıştırmışlar. Hani "vay beee, yıllar önce izlediğim filmde bunun aynsı vardı" ifadesi aslında tamda bunun karşılığı. Önce tanıtıma yıllar ayrılıyor ve zamanı gelince değişim kaçınılmaz oluyor. Önce düşünce sonra davranış geliştirme modeli için çok çarpıcı bir örnek.

Vatandaş boyutunda metaverse sanal alemde satın alınan arsaların değerlenip çok pahalıya satılması dışında pek bir fütüristik tarafı yok. Bir kaç podcast yaparak kendimce araştırmalarımı paylaştım, bununla birlikte komik videolar çok daha ilgi çekiyor.

İnsanlar farkında olmadan metaverse ile ilgili az çok bilgi edinirken -mış gibi hayatların ekonomik anlamda cezbedici olması nedeniyle bir farkındalık oluşturuyor.

"maçu piçu" ya hiç gitmeden bir gözlük vasıtasıyla oradaymış gibi oraları gezmek şimdilik daha ilgi çekici.

Öte evren hayatın tam merkezine oturmak üzere. Ölmeden sonsuz bir dünyada olmanın garip bir çekiciliği var gibi. Sınırsız hareket dünyası tamamen hayal gücü ile sınırlı. 

Öte evrene herkes geçebiliyor, ama insan kendi ötesine geçebilmeli, üretmeli.




9 Mart 2021 Salı

Kontrollü Normal Hayat

 Tam 1 yıl dolmak üzere kapanmanın başladığı zaman ve gelinen nokta itibarıyla artık asosyal hayatımızın sosyal olan "Kontrollü Normal" kısmı başladı..

Kırmızı, turuncu, sarı ve mavi renkler ile tanıştık ve her biri belirli kriterler sonucu oluşan vaka oranlarına göre belirleniyor. Artık iller kendi göbeğini kendi kesecek ve kurallara uyarsa kısıtlamalardan kurtulacak, aksi durumda kısıtlama devam edecek. 

Kısa Çalışma Ödeneği artık Uzun çalışmama ödeneği gibi oldu ve değişiklik olmazsa 31.03.2021 tarihinde sona erecek. 17.03.2021 de bitecek fesih yasağı 2 ay daha uzatılarak 17.05.2021 tarihine ertelendi. O zaman 1 Nisan'da  KÇÖ uzatılmazsa mecburen şirketler çalışanlarını geri çağıracak ve işten de çıkaramayacak. İşverenler örtülü mobbing konusunda her ne kadar sır vermeseler de, çalışanlarda fesih yasağı nedeniyle durumu gözden geçirecektir. Muhtemelen fesih yasağı ile KÇÖ aynı tarihlerde buluşacak..

Kontrollü Normal Hayat, kısaca "ben sizinle hak getiremedim, artık cezayı kendi kendinize kesin" der gibi. İhbar kültürü olmayan bizim gibi toplumlarda, karşı taraf radara girmesin diye selektör yapıp uyarıyorken, birinin maske-mesafe ve temizlik konusunda yapacağı ihlali de ihbar etmez. Dolaysıyla bu virüs " adamları bir türlü korkutamadım deyip kahrından ölüp çekip gidecek.

Dijital hayat kimimize kolay gelirken, teknoloji ile barışık olmayan herkesi gerdi. Geçen yıl bu zamanlarda temassız ödeme yapmak istiyorum dediğimde, "çalışmıyor, bizde öyle bir uygulama yok" cevapları gelirken, şimdilerde temassız işlevi olmayan kart sahibine çağın gerisinde kalmış gibi davranıyorlar.

Her şeye çabuk alıştık, ama özgürlüğümüze dokunan kurallara uymaya bir türlü özen gösteremiyoruz.. Blog yazılarımda çokça değindiğim üzere aşı bulunmamış dahi olsa önlem aldığınızda korunabileceğiniz basit yöntemler dururken macera arayışımız hiç bitmiyor. 

Maske-Mesafe-Temizlik. Aşı dahi olsak buna bir süre daha azami dikkat etmek gerekiyor, kaldı ki virüs öncesi hayatta da öyle burnunun dibine sokulan insanlardan hoşlanmazdım. Fiziki mesafe çok önemli.

Normal kelimesinin geçtiği her cümle insana umut veriyor, bunun normale dönmesi hepimizin arzusu. Lütfen herkes taşın altına elini koysun....


18 Şubat 2021 Perşembe

Hayat dışarı çıkmak istiyor ( HDÇI Kodu )


 Pandemi yine bir güne kollarını gere gere uyanırken hangi kısıtlamaların kısıtlı bir şekilde özgürleştirileceğe ile ilgili haberlere gözlerimiz takılıyor. " Evlat olsa sevilmez" mantığında hayatımıza giren Pandemi nam-ı diğer Corona Virüs Diesease 19 ( Covid19 ) günden güne değişime uğrayarak hayatımızı sıkıcı hale gelmekten kurtaracak şekilde mutasyona uğruyor ve bulaşıcılığını artırıyor. Ne hikmetse daha da bulaşıcı olan virüs daha az ölümlere sebep oluyor. Korku oranı ölüm oranından kat be kat daha büyük. İnsan ölümden korkmuyor, insan korkudan korkuyor.

Ekonomi daraldığı gibi sosyal yaşam alanı da daraldı. Bu doğru orantıyı terse çevirmek için sosyal yaşamı artırmak  ve ekonomiyi tekrar açmak gerek. Herkes bir ders almış görünüyor. Bu dönemde bile ders almayan insanlar oldu ve kurallar o gruba hiç etki etmedi. Maske-Mesafe-Temizlik dendikçe, maskesini dirseğine takan, adamın ağzının içine kadar sokulan ve hijyen konusunu sadece kitaptan okuyan bir grup haber kanallarının ekmek parası oldu. En fazla dikkatimi çeken haberler, kumarhane gibi işletilen evler oldu. Gizli kapılar ardında mesafe tanımadan sosyalleşen bu topluluklar ellerindeki ekonomiyi birbirlerine  ikram ederken yakalanma görüntüleri, hatta "madem yakalandık, bari cezayı kim ödeyecek" kumarına devam eden o masa artık gelinen noktanın zirvesi oldu. "Piskolojimiz" bozuldu diyen insanlar yaptıkları davranışlara giydirecekleri elbisenin adını da koymuş oldular.

Hayat dışarı çıkmak istiyor, bununla birlikte Covid19 her köşeyi tuttuğundan buna müsade etmiyor. Aslında Covid19'u dışarıda yapayalnız bırakabilsek kahrından ölür ve piyasayı tekrar hayat sarar.

Aşılar uygulanmaya başlandı ve matematik veriler ortaya çıkmaya başladı. Görünen o ki, ülkelerin eş zamanlı olarak aynı hedefe yürümeleri gerekiyor ki, tüm dünyayı ilgilendiren olaylar için tam sonuç alınabilsin. 

Dijital dönüşüm daha da hızlandı ve doya doya sarıldığımız insanlara ekran arkasından bakmaya alışmamızı bekliyorlar. 

"Bir musibet bin nasihattan iyidir" atasözümüzü burada uygulamaya alıp artık bu durumun dersini almış olmamız gerekiyor. İnsanlığı şöyle bir silkeleyip kendine getiren bu illet, virüs öncesi hayattan daha verimli bir hayata dönüşmüş olması gerekiyor.

Hayat dışarı çıkmak istiyor ve bunun için artık geri sayım başladı. 

2021 yılı 2019 sonunda başlayıp ve 2020 yılına damgasını vuran bu iletti silmek için yeterli bir süre, hep birlikte kurallara uyduğumuz müddetçe.....

Yapay Zeka ile Üretildi Diye Değersiz mi?

  Yapay Zeka ile Üretildi Diye Değersiz mi? Son zamanlarda bir çalışma paylaştığımda çoğu zaman içeriğin kalitesinden önce şu yorum geliyor...