Son günlerde Mümin Sekman’ın “Atalet” isimli sesli kitabını dinlemeye başladım.
Atalet…
Tembellik, eylemsizlik, konfor alanından çıkamamak, harekete geçememek gibi anlamları içinde barındıran bir kavram.
Kitabı dinlerken ister istemez kendime şu soruyu sordum:
“Benim hayatımdaki atalet nerede?”
Kilo vermek için bir türlü o iradeyi ve düzeni hayata geçirememek dışında, aslında hayatımda ataleti besleyen çok fazla alan olmadığını fark ettim.
Henüz kitabın ilk 20 dakikasındayım. Ancak anlatılanlar şimdiden beni düşünmeye sevk etti.
Yoğun iş hayatı nedeniyle zihnindeki projeleri bir türlü hayata geçiremeyen, zamanla öğrenmekten çok öğretmeye başladığı için kendi gelişiminde durakladığını ve hatta gerilemeye başladığını fark eden bir insanın çıkış arayışı anlatılıyor.
Ve bu çıkışın bir yerinde şu var:
İnzivaya çekilmek.
Kendinle baş başa kalmak.
Yeniden düşünmek.
Yeniden öğrenmek.
Yeniden canlanmak.
Hayat, yıllar boyunca bize bunu özellikle turizm sektöründe fazlasıyla yaşattı.
Dur durak bilmeyen mesailer…
Turizmin o meşhur 7/24 yaşam biçimi…
Sezonlar, misafirler, operasyonlar, telefonlar, krizler…
Bir süre sonra insan fark etmeden hayatın akışına tamamen kapılıyor.
Kendi gelişimine zaman ayıramadığı gibi, sahip olduğu bazı yeteneklerin ve merakların da zamanla körelmeye başladığını fark ediyor.
Turizm sektörü 2026 yılında, sanki ağız birliği edilmişçesine, birçok açıdan oldukça olumsuz bir dönem geçiriyor.
Bu durum, benim 35 yıllık aralıksız çalışma hayatıma da zorunlu bir ara verilmesine neden oldu.
Yaklaşık 9 aydır aktif olarak çalışmıyorum.
Başlangıçta bu zamanı biraz dinlenmeye ve hobilerime ayırmaya karar vermiştim.
Ama geriye dönüp baktığımda, aslında farkında olmadan bu dönemi bir çeşit kişisel yenilenme ve gelişim sürecine dönüştürdüğümü görüyorum.
Rahmetli eşimin ardından oluşan büyük boşluğu doldurabilmek için, 30–35 yıl önce yazdığım şarkı sözlerini ve besteleri yeniden hayata geçirmeye başladım.
Yapay zekânın da desteğiyle…
Kendime küçük bir terapi alanı oluşturdum.
Eski şarkılarımı yeniden canlandırdım.
Yeni sözler yazdım.
Yeni besteler yaptım.
Sonra yıllardır yakından takip ettiğim dijital dünyanın sunduğu imkânlara daha fazla yöneldim.
İş hayatım boyunca hep hayalini kurduğum, bana yardımcı olmasını istediğim bazı programları bu kez yapay zekâ desteğiyle kendim geliştirmeye başladım.
Daha doğrusu…
Kodlamayı bilmeden, yapay zekâya anlatarak ve yazdırarak hayata geçirmeye başladım.
Şu anda aktif olarak üç farklı proje üzerinde çalışıyorum ve yakında bunların duyurularını da yapacağım.
Dinlenmek amacıyla bestelediğim şarkılar ise beni başka bir yolculuğa çıkardı.
Google Flow ile video klipler oluşturmaya başladım.
Ve bugün bunların tamamını YouTube kanalımda yayınlamaya devam ediyorum.
Bu sabah “Atalet”i dinlemeye başlayınca şunu fark ettim:
Belki de hayatın bana zorunlu olarak verdiği bu boşluk, benim yıllardır kendime veremediğim zamanı bana geri vermişti.
Ve ben farkında olmadan bu zamanı kişisel gelişimim için kullanmaya başlamıştım.
Her zaman söylediğim bir şey var:
Niyet etmek, her zaman sonuca götürmez.
Bir şeyi istemek…
Planlamak…
Hayalini kurmak…
“Bir gün yapacağım” demek…
Bunların hiçbiri tek başına hayatı değiştirmez.
İnsan harekete geçmediği sürece, zihninde taşıdığı en güzel fikirler bile sadece bir düşünce olarak kalır.
Belki de atalet tam olarak budur.
İnsan bazen niyet ederek kendini harekete geçtiğine inandırır.
Oysa eyleme geçmediği sürece, aslında sadece kendini oyalıyordur.
Ve zaman geçer…
Fikirler bekler…
Hayaller ertelenir…
Belki de en önemli şey mükemmel zamanı beklemek değil.
Belki de sadece başlamaktır.
Benim için son 9 ayın en önemli farkındalığı bu oldu:
Hayat bazen sizi durdurur.
Ama durmak, her zaman gerilemek anlamına gelmez.
Bazen durmak…
Kendini yeniden duymaktır.
Bazen yalnız kalmak…
Kendini yeniden tanımaktır.
Ve bazen zorunlu bir ara…
Hayatınızın uzun zamandır ihtiyacınız olan yeni başlangıcı olabilir.
Bu arada kitabı dinlemeye devam ediyorum. Henüz başındayım ve bitirdiğimde düşüncelerimin nereye evrileceğini ben de merak ediyorum.
Ben sesli kitap dinlemeyi seviyorum. Ancak kitabın sayfalarına dokunmayı, kâğıt kokusunu içime çekerek okumayı sevenler için de “Atalet” kitapçılarda bulunabilir.
Bu arada, bu bir reklam çalışması değildir. 🙂
Sadece henüz ilk dakikalarında bile beni kendimle ilgili bu kadar düşünmeye sevk eden bir kitabı paylaşmak istedim.
Belki siz de şu sıralar durduğunuzu düşünüyorsunuzdur.
Belki de gerçekten durmuyorsunuzdur.
Belki sadece…
Hayatınızın bir sonraki hareketi için yeniden güç topluyorsunuzdur.



